2017/09/27

yeni şehir, yeni hayat

“hayatımın böyle geçmesini istemiyorum.” Dedi geçen akşam eve dönerken. “nasıl?” dedim. “şuraya baksana bir sürü insan, bir sürü araba var” dedi. “her gün okula gitmek istemiyorum. Okulu sevmiyorum. Öğretmenimi sevmiyorum. Keşke okula gitmeseydik. Sen de işe gitmeseydin. Daha eğlenceli şeyler yapabilirdik.” Dedi

“Ben de her gün işe gitmek istemiyorum ama para kazanmak için gitmem gerekiyor. Ve senin de üniversiteyi kazanıp bilim insanı olabilmen için okula gidip öğrenmen gerekiyor” demek zorunda kaldım.
Okul başladı, yaz dönemi gibi her gün oyuncak günü değil. Kitap götürmesi gereken bir günde neden oyuncak götüremediğini sordu. Listede öyle yazdığını söyledim. “listesi olan okulları sevmiyorum ben” dedi :D

Ve ilk defa verilen ödevi sıkılıp yarım bıraktı. Onu zorlamadım çünkü bu onun ödevi :D onun sorumluluğu. Yapmak istememesinin sebebini sorduğumda aldığım yanıt çok basitti :D “çünkü ben zaten bunu biliyorum”
Yine başka bir gün neden ikizinin olmadığını sordu. (sınıfta ikiz çocuklar var, sanırım bu yüzden)  Kardeşi olsunmuş ama ikiz olsunmuş. Benimle ilgili düşüncelerini öğrenmek için, ona iyi bir anne olup olmadığımı bilmediğimi söyledim. Ben çok iyi bir anneymişim. Eğer başka çocuklarım da olursa işe gidemeyeceğimi, onlara birinin bakması gerektiğini ve ikisine birden yetişemeyebileceğimi, daha çok para gerektiğini, bez ve oyuncak ve kıyafet masraflarının artacağını söyledim. O bana yardım edecekmiş, bana öğretecekmiş nasıl yapmam gerektiğini.  Onlara kıyafet dikebilirmişiz. Bakımda yardımcı olabilirmiş. Her şey tamam yani, bebek sahibi olabiliriz :D

Bu arada okuldan eve dönerken çokça sohbet etme imkanı bulabiliyoruz. Bir gün bana büyüyünce evlenip çocuklarının olmasını istediğini söyledi. Anne olmak istiyormuş. Anne olunca da çocuklarının günde bir kez yaramazlık yapmasına izin verecekmiş, bazen abur cubur yemelerine de izin verecekmiş ve onlara hiç kızmayacakmış, istedikleri oyuncakların hepsini alacakmış. Tabi bunların hepsi sanırım bana göndermeydi :D ben de anlatabildiğim kadarıyla neden bu şekilde olması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Anladığından pek emin değilim :D zira sürekli tartışıyoruz :D


Çocuklar çok güzel. Şimdiden hayatı sorgulamaları, bir sürü şeyi öğrenmek istemeleri, evet ya da hayır deyişlerinin netliği… keşke biz de bu kadar net olabilseydik. Ve bu hayatı yaşamak zorunda bırakıldığımız için çok öfkeliyim. Hafta sonu tatillerini iple çekiyoruz ikimiz de. Evet işimi seviyorum, ama burada kimsemiz olmadan yaşamak çok boş geliyor bana. Hava karardıktan sonra eve gitmek, yemek faslıyla uğraşıp ev temizlemek, çocukla biraz vakit geçirip uyumak ve her gün aynı şeyleri yeniden yaşamak. Hafta sonu en azından mümkün olduğunca dinlenmeye çalışıyorum. Ha deyince çıkabileceğim, sohbet eşliğinde kahve içebileceğim pek kimse yok. Çok yalnızım be blog...

2017/08/17

Kafam yanıyo :)

Kafamın içinde o kadar çok şey var ki... Neyi, ne zaman yapacağımı bilmeden deli gibi plan yapıyorum, hayal kuruyorum, kaynak araştırıyorum falan... Hastalık gibi bir şey bu bence.. Okunacak kitapların, izlenecek film ve dizilerin yanında; gerçekleştirmek için sabırsızlandığım bir sürü projem var. Pinterest deryasında boğulmak üzereyken çalan telefonla gerçek dünyaya dönebiliyorum, o derece!... 
Bi yandan iş, projeler, çizilmesi gereken mutfak-banyo detayları, bir yandan örnek daire için seçilmesi gereken aksesuarlar-objeler, kullanılacak malzemelerin listesini oluşturmak, telefon defterini düzenlemek, proje bilgilerinin detaylarına girmek, yapılması gereken ödemeleri takip etmek... Tüm bunların yanında Ankara'ya alışmaya çalışmak, burada yeni bir çevre kurmaya çalışmak, oturduğum evi düzenlemek, yeniden dekore etme düşünceleri, yeni hobiler edinmek, spora vakit ayırmaya çalışmak... En sonunda yazmaya yeniden dönmek. Belki de bi vlog açıp vlogger olma düşüncesi... Karmakarışık ama tüm bunları gerçekleştirecek olmaktan emin olan bir ben var. VİRA BİSMİLLAH

2015/05/23

Defne Karen 3 Yaşında

Koca 3 yıl geride kaldı. Bu sene diğer 2 sene gibi hazırlık yapmadım. Zaten iyi ki de yapmamışım, çünkü Defne Karen "bugün benim doğum günüm değil, üflemiceeeemmm, ühühüüüüü" nidalarıyla evi başımıza yıktı :) Sebebi de bir önceki gün kreşte yaptıkları montessori usulü doğumgünü kutlamasıydı. Eeee, ben de olsam böylesine güzel bi doğumgunu kutlamasından sonra, kıytırık bi pasta üflemesine karşı çıkardım :D 
Nedir bu montessori usulü kutlama derseniz, basitçe şu şekilde açıklayabilirim:
Efendim öncesinde çocuğun bebeklikten itibaren çekmiş olduğunuz fotoğraflardan bir derleme yapıyorsunuz, (keza kıyafetlerinden de -özellikle ilk giydiklerinden-) öğretmenine iletiyorsunuz. Kutlama günü daire şeklindeki halının ortasına güneşi temsilen bir mum (veya başka bir şey) yerleştiriliyor. çocuğun eline dünyayı temsilen bir küre veriliyor. Derlediğiniz kıyafet ve fotoğraflar dairenin içine koyuluyor ve çocuk kaç yaşını doldurduysa elindeki küreyle güneşin etrafında o kadar tur atıyor ve bebekliğinden itibaren önemli olaylar öğretmeninin desteğiyle arkadaşlarına anlatılıyor. Turlar bitince de mum üfleniyor. İşte bu güzel seremoniye hayranım. Mum üflemeyi daha da bir anlamlı kılıyor benim gözümde. Çekilen fotoğrafları gördüğünüzde kafanızda daha iyi canlanacağını düşünüyorum. Buyrunuz: 





























Mutluluk budur…

Evdeki kutlamamızzzz:

Bu sene bu kostumu görüp isteyince tema da belli olmuş oldu… ARI :) 
Ama minik arı ağlıyor :) 



Teyzesinin kuzusuna da 1 yaş pastası aldık o gün… Kendi gününde dedem çok hasta olduğundan sessiz sedasız bi pasta kesmişlerdi, bi de sünnet oldu yavrukuşum… O sebeple yeniden kutlayalım istedim...





Defne Karen sayesinde elimiz ayağımıza dolaşınca doğru düzgün toplu fotoğraf bile çekmemiş kimse :D Neyse artık, o da nazarı olsun :) Masa başındaki pasta merasimi hariç, çok eğlendik :) 




2015/05/19

Beyaz Mobilyalarım

Evet nihayet mobilyalarımın son halini fotoğraflayabildim.
Önce orijinal fotoğraflarla başlayalım. Sonra sırayla anlatacağım :)





Uzun süren araştırmalarım sonucu nasıl yapmam gerektiğine karar verdim ve artık venge mobilyalardan çok sıkıldığım için, Defne Karen'in doğumgünü kutlamasına yetiştirmek ümidiyle kolları sıvadım.
Öncelikle bir zımpara makinesi aldım. Yanında da polisan Matrix X1 beyaz boya ve farklı boylarda kestirme fırçaları ve bir parmak rulo fırça.
Önce tüm mobilyalara 1 kat incecik bir zımpara attım. Sonra da ilk katı ruloyla başlayıp kestirme fırçasıyla istediğim beyaza ulaşana kadar boyadım. Sehpalarla başlayıp denemek istemiştim. O yuzden ilk önce bu uygulamayı yaptım. Ama sonra rulo fırçayı boşverip tüm katları kestirme fırçalarıyla boyamaya karar verdim ve uyguladım. Çünkü lake gibi dümdüz beyaz bir yüzey istemiyordum. Fırça izlerini görüp hafif eskitme görünümüne kavuşmak istiyordum. Öyle de oldu. Vernik işini ise yine deneme tahtası haline gelen sehpada denedim ama kuruduğunda sarı fırça izleri oluştu. Sanırım yanlış bir vernik seçtim. O yüzden diğer mobilyalarımın hiçbirine vernik uygulamadım.






Hepsinin beyaz boyama işlemi bittikten sonra metal kulpları ve sehpa ayaklarını siyah yağlı boyayla boyadım… Ve işte sonuç:












2015/05/14

3 YIL

Geçenlerde doğru düzgün hamile fotoğrafımın olmadığını düşünürken; bugün eskilere gittim ve müthiş duygulandım.  Ve artık eskisi gibi düşünmediğimi hissettim hamile fotoğraflarımı bulduğumda. Sanırım fazla kilo almış olduğum, kendimi çirkin gördüğüm için onları yoksaymışım. Ama artık o fotoğraflar yüzümü gülümsetiyor. Kocama şişmiş bir yüz ve karın… 
3 yıl önce tam da bu gece heyecandan uyuyamamıştım. Yatakta dönüp durmuş, sabahı zor etmiştim. Çünkü sabah olunca ben de anne olacaktım… Dile kolay; tam 9 ay boyunca içimde taşıdığım, her hareketiyle mutlu olduğum minik kuzumun kokusunu içime çekebilecektim. Ve sonunda o geldi. Defne Karen… Benim canım… Minik kelebeğim… Artık 3 yaşında… Çok güzel yılların olsun annesinin bi'tanesi… 









Ve mutlu son değil; başlangıç :D